Yağmurlu bir İstanbul günüydü..Yusuf paşa metro istasyonunda elinde şemsiyesi ve meraklı gözlerle beni bekliyordu.Sağına soluna bakıp,nereden karşısına çıkacağımı kestirmeye çalışıyordu anlaşılan.O güne kadar ne İstanbul nede ben böyle bir yağmur görmemiştik.Metrodan inip ağır adımlarla ona yaklaştıkça sanki yağmur daha bir şiddetleniyordu.Başını sağa çevirdiği sırada usulca soluna sokuldum.döndüğünde gözlerinde gördüğüm şimşekler miydi böylesine ıslanmama sebep?Tamamen kendiliğinden gelişen bir refleksle sımsıkı sarılıp boynunu koklamaktan alamadım kendimi.Oldukça şaşırmıştı ve bir o kadar da heyecanlıydı,Ama biliyordum ki titremesine sebep yağan yağmur değil,İçinde çağlayan duygularıydı.Üşümüştü elleri, o buğday saçlarından damlayan taneler adeta içimde birikiyordu.Ve biz o gün öylesine değil harbiden sırılsıklamdık.Sonra saçma sapan bir kafe'ye sırf içinde şömine yanıyor diye giriverdik.Çayı da çok kötüydü üstelik,ama kimin umurundaydı ki.?Aylardır görmediğimHayaline aşık olduğum.Sesinde kaybolduğum.Ve onunla var olduğum o kadın yanımdaydı artık.Hemen masanın yanındaki saksının dibinden bir deniz taşı alıp, çantasından çıkarttığı kalem ile isimlerimizi yazdı.Sonra tam karşımızda yanan şöminenin ateşine attı.Önce şaşırdım ve ne yaptığını anlamaya çalıştım.Tebessüm edip korkma seni yakmak için değil,bir ömür birbirimize tutuşalım diye ateşe attım dedi.Ve haklı çıktı o gün bugündür içimde sönmek bilmeyen bir yangının sahibi şimdi o kadın.Ve ben o yüzden yağmuru,İstanbul'u ve o şemsiyeli kadını çok seviyorum.Sinan Yıldızlı/Sahildeki Şair#yağmur#istanbul🇹🇷

Yağmurlu bir İstanbul günüydü..Yusuf paşa metro istasyonunda elinde şemsiyesi ve meraklı gözlerle beni bekliyordu.Sağına soluna bakıp,nereden karşısına çıkacağımı kestirmeye çalışıyordu anlaşılan.O güne kadar ne İstanbul nede ben böyle bir yağmur görmemiştik.Metrodan inip ağır adımlarla ona yaklaştıkça sanki yağmur daha bir şiddetleniyordu.Başını sağa çevirdiği sırada usulca soluna sokuldum.döndüğünde gözlerinde gördüğüm şimşekler miydi böylesine ıslanmama sebep?Tamamen kendiliğinden gelişen bir refleksle sımsıkı sarılıp boynunu koklamaktan alamadım kendimi.Oldukça şaşırmıştı ve bir o kadar da heyecanlıydı,Ama biliyordum ki titremesine sebep yağan yağmur değil,İçinde çağlayan duygularıydı.Üşümüştü elleri, o buğday saçlarından damlayan taneler adeta içimde birikiyordu.Ve biz o gün öylesine değil harbiden sırılsıklamdık.Sonra saçma sapan bir kafe'ye sırf içinde şömine yanıyor diye giriverdik.Çayı da çok kötüydü üstelik,ama kimin umurundaydı ki.?Aylardır görmediğimHayaline aşık olduğum.Sesinde kaybolduğum.Ve onunla var olduğum o kadın yanımdaydı artık.Hemen masanın yanındaki saksının dibinden bir deniz taşı alıp, çantasından çıkarttığı kalem ile isimlerimizi yazdı.Sonra tam karşımızda yanan şöminenin ateşine attı.Önce şaşırdım ve ne yaptığını anlamaya çalıştım.Tebessüm edip korkma seni yakmak için değil,bir ömür birbirimize tutuşalım diye ateşe attım dedi.Ve haklı çıktı o gün bugündür içimde sönmek bilmeyen bir yangının sahibi şimdi o kadın.Ve ben o yüzden yağmuru,İstanbul'u ve o şemsiyeli kadını çok seviyorum.Sinan Yıldızlı/Sahildeki Şair#yağmur#istanbul🇹🇷