Yine hüzün düştü geceye,öyle savunmasız yakalandım ki sorma,kalemimde yok tu üstelik,önce arabaların camlarındaki buğu ya yazayım dedim,sonra süzülüp ciğerime damladı mısralar,umutsuzca etrafa bakındım ve hiçbir şey bulamayınca kendimi İstanbul un ara sokaklarında buldum, ne yaptığım yada nereye gittiğim konusunda en ufak bir fikrim yoktu,nöbetçi bir eczanenin ışığını gördüm,içeride elli li yaşlarda bir amca yarı uykulu bir şekilde oturuyordu, camı tıklayınca irkildi ve kapının arkasından geçmiş olsun evlat neyin var dedi ,şiirim var dedim amca, şiirim var, üstü başı perişan görünce beni dilenci yada deli sandığına yemin edebilirim,hadi git gece gece uğraştırma beni dedi,kalem istiyorum amca dedim bir tane kalem,hemen şuracıkta yazıp geri vereceğim dedim,hafifçe gülümsediğini gördüm beyazlamış sakallarının arkasında,delimisin evlat bu saatte bunun için mi geldin dedi, o bilmiyordu ama ,içimdeki yaranın reçetesini kendi ellerimle yazmalıydım,bana bir kalem verip al senin olsun git evinde yaz dedi,evim yok diyemedim,ama mutluydum,umutluydum artık bir kalemim vardı,o sevinçle çöpten bulduğum hafif çamurlu bir kartona yazmaya başladım,tam olarak hatırlamıyorum ama,bir saat kadar sonra avlusunda yattığım caminin minaresinden Esselatu Hayrun Minen Nevm diyordu ezanlar,ve ben kocaman o çamurlu kartona uzun uzun yazdım içimden geçenleri,o kadar soğuktu ki kuru esen o rüzgar kartonumdaki çamuru bile kurutmuştu, ama ben hiç üşümüyordum.hatta yediğim dayaklara dayanamayıp kaçtığım yetimhaneden bile daha sıcaktı o çamurlu karton sıkı sıkı sarıldım ona,çünkü hiç tanımadığım,görmediğim,sadece hayal ettiğim Annemi yazmıştım o çamurlu kartona, Anne kokusu bu muydu ? bilmiyorum ama, o günden sonra yorganım oldu o çamurlu karton tüm çıplaklığıma.Sinan Yıldızlı

Yine hüzün düştü geceye,öyle savunmasız yakalandım ki sorma,kalemimde yok tu üstelik,önce arabaların camlarındaki buğu ya yazayım dedim,sonra süzülüp ciğerime damladı mısralar,umutsuzca etrafa bakındım ve hiçbir şey bulamayınca kendimi İstanbul un ara sokaklarında buldum, ne yaptığım yada nereye gittiğim konusunda en ufak bir fikrim yoktu,nöbetçi bir eczanenin ışığını gördüm,içeride elli li yaşlarda bir amca yarı uykulu bir şekilde oturuyordu, camı tıklayınca irkildi ve kapının arkasından geçmiş olsun evlat neyin var dedi ,şiirim var dedim amca, şiirim var, üstü başı perişan görünce beni dilenci yada deli sandığına yemin edebilirim,hadi git gece gece uğraştırma beni dedi,kalem istiyorum amca dedim bir tane kalem,hemen şuracıkta  yazıp geri vereceğim dedim,hafifçe gülümsediğini gördüm beyazlamış sakallarının arkasında,delimisin evlat bu saatte bunun için mi geldin dedi, o bilmiyordu ama ,içimdeki yaranın reçetesini kendi ellerimle yazmalıydım,bana bir kalem verip al senin olsun git evinde yaz dedi,evim yok diyemedim,ama mutluydum,umutluydum artık bir kalemim vardı,o sevinçle çöpten bulduğum hafif çamurlu bir kartona yazmaya başladım,tam olarak hatırlamıyorum ama,bir saat kadar sonra avlusunda yattığım caminin minaresinden  Esselatu Hayrun Minen Nevm diyordu ezanlar,ve ben kocaman o çamurlu kartona uzun uzun yazdım içimden geçenleri,o kadar  soğuktu ki kuru esen o rüzgar kartonumdaki çamuru bile kurutmuştu, ama ben hiç üşümüyordum.hatta yediğim dayaklara dayanamayıp kaçtığım yetimhaneden bile daha sıcaktı o çamurlu karton sıkı sıkı sarıldım ona,çünkü hiç tanımadığım,görmediğim,sadece hayal ettiğim Annemi yazmıştım o çamurlu kartona, Anne kokusu bu muydu ? bilmiyorum ama, o günden sonra yorganım oldu o çamurlu karton tüm çıplaklığıma.Sinan Yıldızlı